Çok yol yürümüşüm, döndüm arkama baktım ve gördüm ki son bıraktığım yerden çıkmış Kaf Dağına varmışım. Kaf Dağı ya işte kimsenin nerde olduğunu bilmediği gibi ben de nerde olduğumu bilmiyorum. Bilmemeyi tercih ediyor da olabilirim, buradaki yalnızlığıma ortak aramadığımdan sebep olsa gerek.
Neredesin diye soranlara yine de diyebilirim ki, Kaf Dağı'nın ardındayım.
Buraya bir şeyler yazmayalı paylaşmayalı neredeyse 5 yıl olmuş olsa da yazıyla olan serüvenim hiç bitmedi ve en sonunda hayal ettiğim gibi bir kitap olarak 2020 yılında elime almayı başardım. Öyle birden oldu ve yazıverdim ki yıllardır sanki yazmak için toplamışım da kalemin ucundan satırlara ve oradan da bir bilgisayarın ekranına düşüverdi kelimeler.
Neden yazdım, ne yazdım diye merak ederseniz şöyle anlatabilirim. Elimde bir kase vardı yağmur yağmaya başladığında kaseyi yağmura tuttum işte o kasenin içine dolanlardı yazdıklarım. Şimdi ne zaman yağmur yağsa gözümü kapayıp sırtımı dönmeyi değil yağmura koşmayı istiyorum, tıpkı şimdi olduğu gibi.
İlk kitabım ilk heyecanım her zaman burnumun ucunda taze kokladığım çiçekten kalan toz gibi beni mutlu edecek ve belki de ilerde gençliğimin heyecanı acemiliği diyeceğim ilk eserim HAKEME KIRMIZI KART, Gece Kitaplığı yayınevinden Haziran 2020 de çıktı.
Bir genç kızla genç bir adamın tanışmasıyla başlıyor ve onların beraberliklerinin hikayesini kızın cümleleriyle dinliyoruz. Aslında kızın, oğlana anlatamadığı aşkını ona kendini inandıramayışını okuyoruz. "Kader miydi onları karşılaştıran peki ya ayıran neydi?" Kitabın sonuna geldiğimizde bütün olay örgüsü ve kurgu başa dönüyor, tır şoförüyle olan kazaya.
Kazanın sonucu aslında hepimizi bir yerde ilgilendiriyor. Çünkü bu hepimizin başına gelebilecek bir kaza ve ben anlattığım bu kazayı yaşamış biri olarak aktardım. Kitabın başında anlattığım kaza benim yaşadığım bir olayın tanığı olarak yazdıklarım ve bu kitabı yazmamdaki dönüm noktası da zaten oydu. Hayata dair söz verdiğim her şey ve eksik bıraktıklarım, hayallerim, planlarım olduğunu anladım. Hepimizi ilgilendiren kısmı da burası. Hayat bize; "Dur burada yol bitti, zaman doldu!" dediğinde arkamıza dönüp bakamayacağız o noktaya vardığımızda keşke dememek, iyi ki demek için önemli bir adım attım.
Pencereden dışarı baktım, küstüğüm hayat dışarda canlı bir şekilde akmaya devam ediyordu. Bir söz vardı bunu Ağrı'daki ev sahibimden duymuştum. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış. Ben hayata, önüme çıkan engellere, kaybettiğim oyuncaklarıma öyle çok üzülmüştüm ve küsmüştüm ki ama o bunun farkında bile değildi. Pencereyi açtım ve oradan hayatın içine tekrar katıldım. Ben hayatın sınırlarında çok dolaştım ve bugün öğrendiğim en önemli kelime iyi ki...
İyi ki
bir kitap yazdım.
İyi ki
çok sevdim.
İyi ki
kendime ait değerlerim ve kendimce çizdiğim bir yolum var. Araştırmayı kendimce çizdiğim yolda ilerlemeyi seviyorum ve doğrunun tek olmadığını biliyorum. Her birimiz farklı yollara ve farklı içsel mekanlara sahibiz. Ben de sizinle bence'sini benim penceremden olan kısmını biraz burada blogumla biraz da yeni kitabımda farklı hikayelerle paylaşmaya devam edeceğim.
Takipte kalın.
Kitabımı okumayı unutmayın. Her kitap onu yazan kişiyle bir buluşmadır.
"Verba volant, scripta manent"


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder